Kayıtlar

31

Belki unutmuş olurum geçmişi ve benim üzerimizde denediği en acılı ve yürek yakan işlenceleri. Gücüm kaldıysa yine baştan başlamaya,  silerim geçmişi, geçmişte kalanları. Yani bir şeyler yaparım kısaca kendimi toparlamak için, kaldığım yerden devam etmeye. Günler geçer, geceler akıp gider, dalgalar o seslere eşlik eder, gökten yıldız kayar, bir kadeh şarap eşlik eder.

Yine buluşuruz gibi görünüyor ileride bir yerlerde, ama yaşadıklarımı kaldırmaya ne gücüm kaldı ne de isteğim. Boyumu geçen bir denizin içinde soluklanmaya, suyun üzerine çıkmaya ve yüzümü tekrar güneşin sıcağı ile ısıtmaya çalışacağım.

Her seferinde "daha kötü bir yeni yaş hediyesi verebilir miyim" diye soruyorum kendi kendime ve elimde olan şey mutlaka bir önceki yıldan daha kötüsü oluyor.

İzmir'in Şer Yuvaları - 2

Resim
Kemeraltı'nın dar ve rüyalarıma giren sokaklarında, elimde yeni aldığım bir ayakkabının kocaman kutusu olduğu halde dolaşıyordum. Aval aval eski binalara ve orada yaşamış olan insanların geçmişteki yaşamlarına dair anılara bakarken karşıma yine yepyeni bir mekan çıktı...

Mekanımız İzmir'in eski hamamları gibi; tepede bir kaç delik ve oradan içeri süzülen biraz güneş; dört kolon ve kolonların köşelerine asılmış bir kaç ıslak ve kirli peştemal zerresi. İşte siz yepyeni bir fuhuş hikayesi.

Öncelikli olarak sevinmeyin lütfen; çünkü içeri herkes giremiyor. (Bu aslında bir yandan da iyi bir şey. Ne bok işi var herkesin içerde.) Kapıdaki bir adamın gözü tutarsa ve eğer gerçekten bir "dört harfli" olduğunuza ikna olursa kapıyı açıyor. Daracık bir geçitten geçerek içeri giriyorsunuz. Bir önceki İzmir hamamı maceramda olduğu gibi eşyalarımı kilitli bir dolaba bıraktım ve daha önce en az iki kişiye verilmiş olan odada çığlık kıyamet peştemale sarındım ve buhurlu bir geçitten h…

Yüreğimin atışı

Resim
...
Bembeyaz bulutlarla kaplı bir gökyüzünün sabahında, bir kolumu diğerinin altına almış halde uyandım. Yatağımda yabancı bir adam vardı. Yıllardır yalnız uyumaya alışmış olan biri için son derece anormal bir durum. Bir bacağı üzerimde, bir kolu belimde, pijamasının üstü sıyrılmış altında yalnızca beyaz bir kilot olduğu halde yanımda uyuyor.

Sıradan bir sırnaşıklık emaresi göstermeden yanından süzülürken kıpırdandı. Ayıp olmasın diye üzerini örttüm tekrar. Kilodunun önüne gözüm takıldı, sabah ereksiyonuyla gerilmişti. Banyoya geçip küvete ılık su doldurmaya başladım, kapıyı kapattım ki sese uyanmasın. Uyanması önemli değil de gelip bana musallat olmasın.

Küvet dolarken parmak uçlarım ılık suyun üzerinde geziniyordu, bir taraftan yaptığım çılgınlığın gerçekçiliğiyle yüzleştiğimde gerilip yüzüme anlamsız bir sırıtış oturtan yüz kaslarıma söz geçirmeye çalışıyordum, öteki taraftan başıma gelebilecekler için aslında endişe etmem gerektiği gerçeğiyle kavruluyordum. Tam o sırada kapı tık…

Lokal tip fahişelikte yepyeni bir slogan: Finansal Sahibe

Twitter'daki kullanıcı adımın isimini "Sahibe XYZ" gibi bir başlıkla değiştirdiğim zamandan itibaren, bizzat inşa ettiğim İngiliz tahtımın yepyeni bir kategoride tebaa adayları söz konusu: köleler.

Geçmişten bugüne takipleştiğim yada bulaştığım bir sürü saçma salak tipi en fazla "tebaamın alt tabakalarındaki sütçü beygirlerine bakan ve saçlarını iki yandan örmüş sarı saçlı sütçü kızlar" gibi ikonik ve ferrotrajedik çirkin betimlemelerle itham ederken gerçek "kölelik" makamının varlığından açıkçası haberdar değildim.

Ama artık oldum.

Köle / sahip ilişkisinin bir yanında bir kadına yada erkeğe gerçek anlamda kölelik yapmaktan bedensel / cinsel / ruhsal haz alan tipler yer alırken öteki yandan bunun tam tersi bir başkasını domine etmekten b / c / r hazlar duyan var. Biz tabii ki çoğunlukla işin domine etme tarafıyla daha çok ilgiliyiz Twitter'daki içler acısı bir kaç standardize edilmiş haykırışla profilini olabildiğince baskın hale getirmeye çalışmı…

Halen zirvede misin?

Resim
...
İşin en güzel tarafı, zevk almaya baktığı kadar zevk vermeyi de düşümesiydi belki de. Bir kaç saat boyunca (ki taş çatlasın bir saattir yataktaydık) neyi sevip neyi sevmeyeceğimi anlamak için çaba sarf etmişti. Günümüz erkeğinde bulunmayan bir meziyet! Kendimi yüz üstü yatağın üzerine bıraktım. Teslim olmuştum. Avcısına yakalanan bir av gibi savunmasızdım, kaderim adeta ellerindeydi, daha doğrusu bacaklarının arasında. Tadını çıkara çıkara, hissettire hissettire gidip geliyordu içimde. Sertliğini ve sıcaklığını hissedebiliyordum.

Hala zirvede misin yoksa inişe geçtin mi?
Cevap olarak derin bir Oh çektim, başımı salladım sonra.
Zirvede, yanında birini ister misin?

Kendimi onun ritmine bıraktım, ona bakıyordum bacaklarım doksan derece açıkken. O kaydıkça ben de ters yönde kayıyordum, meme uçları sertleşmişti, parmak uçlarımla yumuşattım. İnledi. İlginç bir detay. Meme uçlarından zevk alıyor herif. İlgilenmeye karar verdim, göğüslerini ovalamaya, sıkıştırmaya, meme uçlarını mıncıklayı…

Mış gibi yapmak

Resim
Bir süredir birbirinden saçma sapan şekilde içeriklendirilmiş sektörel dergileri takip etmek zorunda kaldım. Birlikte çalışabileceğimiz firmaları bulmak adına iyi bir pazar araştırması sayılsa da, para karşılığı yazılmış sayfaların gerçeği ne kadar yansıtabildiği meçhul.

Bir de, hemen hemen hepsinde çalışıyor(muş) gibi bilgisayar başında verilmiş pozlar; bir elde mouse diğer elde son derece meşguliyetin belirtisi bir kalem. Kafa öylesine kalkmış ve sanki sıradan bir poz veriyomuş gibi irkilmiş.

İçerikler ise birbirinden felaket; yok sektörün standartlarını belirliyorlarmış da, yok onlar gibi yapan başkaları yokmuş da, yok Almanya'daki pazarı bunlar domine ediyormuş da.

Sen otur da ilk önce yanında çalışan işçinin sigortasını tam yatır da ondan sonra gel bir konuşalım seninle. Elin Almanı senin gibi tembeli ne yapçaksa. Disiplinden uzak, laçka, fotoğraf çektirirken dahi yüzündeki eblek sinsiliği silemezken gidip elin Deutsch'unu mu kandıracağını sanıyorsun sen?

Abi yapmayın şu…

Karlarla kaplı bir ormanın içinde yalın ayak koşuyordum...

Resim
...
Pijamalarımı giymeye koyuldum. Hareketlerim yavaştı, ağırdan alıyordum. Beni izlediğini biliyordum. Bakmıyordu, ama bakıyordu. Emindim. Daha sonra yönümü yattığı yatağa çevirdim, kenara kaydı bir buçuk kişilik yatağın içinde. Yorganı kaldırdı, beyaz atletli göbeğinin yumuşak çukuruna bıraktım kendimi. Adaçayı gibi kokuyordu, tek kolu boynumun altında, diğeri kalçasının üzerindeydi. Burnumu koluna gömdüm, o da ürkekçe elini göbeğimin altına soktu, sıkıca sarıldı bana, belini kalçalarımın arasına doğru itti. Minik bir inilti çıkardım. Ah, kahretsin. Yatağımdaydı. Otobüste yanıma oturan herifi yatağa atmayı başarmıştım. Mihrabım yerindeydi. Kendimle gurur duyabilirdim.

Uyuyor musun diye seslendi dalgalar soğuk kıyıyı döverken. Rüzgarın sesi ince metal çerçevelerin arasından girip kulaklarımıza karar geliyordu. Uyumuyordum tabii. Teninden süzülen adaçayının kokusunu sindirmeye çalışıyordum. Muhtemelen bir kez daha aynı yatakta olmayacaktık, keyfini çıkarıyordum anın.

Yoo dedim, bıkkın…